18 Mayıs 2008 Pazar

Turan için şehit olan şair : MAĞCAN CUMABAY

Kazak Türklerinin Türklük ve Turan ateşiyle yanan, Sovyet işgalindeki Türkistan'ın bağımsızlığı için mücadele veren ve Turancı olduğu için 45 yaşında kurşuna dizilerek şehit edilen büyük şairi...

Mağcan Cumabay: Kazak edebiyatının ulularından. Büyük fikir ve dava adamı. Hürriyet aşığı, coşkulu şair. 1893’de Kuzey Kazakistan’da doğdu. Babası Beken Bey (Ceken Bey) Mağcan’ın okumasına gerek görmez. Zira oğlunun köy mollası olmasını istemektedir. Ancak Mağcan babasını dinlemez, henüz 12 yaşındayken Çala Kazak Medresesi’ne devam eder. Bu medresede Arapça, Farsça ve Çağatay Türkçesini öğrenir. Yine aynı yıl Ufa’da bulunan Galiya Medresesi’ne başvurur. Bu medresede de Rus Dili ve Edebiyatı eğitimini alır. 1913 yılında Kazan’da Şolpan adıyla ilk şiir kitabını yayınlar. Kitabın yayınlanmasıyla birlikte, Mağcan Kazak ve Tatar milliyetçisi gençler arasında bir sembol isim haline gelir. 1923-1926 yılları arasında Moskova’daki Edebiyat Enstitüsü’ne devam eder. Enstitünün hocalarından V. Briusov, Mağcan’ı “Kazakların Puşkin’i” olarak adlandırır.

Mağcan Cumabayev, Sovyet ihtilalinin gerçekleştiği 1917 yılı içinde Mir Cakıp Dulatoğlu, Ahmet Baytursunoğlu, Alihan Bükeyhanoğlu, Seken Seyfullin, Muhammedcan Seydalin, Esfendiyar Köpeyoğlu, Sultan Mahmut Toraygıroğlu gibi fikir adamı yazarlarla tanışır ve Alaş Orda hareketinin siyasal gelişimine destek verir. Yapılan Alaş kurultayı sonunda Alaş Orda Hükümeti kurulur, Kazakistan’ın bağımsızlığı ilan edilir (13 Aralık 1917). Alaş Orda Hareketi, Kazakların tarihe geçmiş meşhur bağımsızlık hareketidir. “Ne korsem de Alaş üçin korgenim / Magan atak ultım uşın olgenim – Ne görsem de Alaş için görürüm / Bana armağandır yüce halkım için ölürüm” mısraları, Mağcan’ın kaleminden o yıllarda çıkmıştır.

Mağcan, 1922 yılında değerli yazar Hazer Törekuloğlu’nun davetiyle Taşkent’e gider. Orada Şolpan, Sana ve Akjol gazetelerinde şiirlerini yayınlar. İşte bu sırada meşhur Kazak aydın ve yazarı Avezov ile tanışır. Yazdığı şiirlerinde Kazak halkının Sovyetleşmesine karşı çıkmakta, Kazak halkına ata yurduna ve bağımsızlığına sahip çıkmasını öğütlemektedir. Stalin’in yönetime gelmesiyle birlikte Alaş Ordacılar baskı altına alınmaya başlanır. Mağcan’ın yakın çevresi, ya tehditlerle ya da menfaat karşılığında Mağcan’ı terk etmeye başlar. Mağcan her geçen gün yalnızlaşmaktadır. Kitapları basılmaz, şiirleri yayınlanmaz. Ailesini geçindirecek maddi imkanı kalmaz. Mağcan’a selam veren dostu kalmamıştır çevresinde. O artık, yalnız bir adamdır. İşte bu yıllarda yazdığı ve yüreğiyle dertleştiği mısraları kaleme alır. “Ey yüreğim benim ne suçum var, bu halkı sen sev dedin ben de sevdim” mısralarında içine düştüğü yalnızlığı, terk edilmişliği ve sahipsizliği ifade eder. Şiirleri yasaklanır. Bu yasak 1988 yılına kadar devam eder.

Moskova’da 1925 yılında kurduğu Alka adlı edebiyat derneğinin karşı devrimci faaliyetler yaptığı iddiasıyla, Mağcan tutuklanır ve idama mahkum edilir. Ancak, cezası 10 yıl sürgün cezasına çevrilir. 1930’da başlayan sürgün yıllarını çalışma kamplarında geçirir. Rus yazarı Gorki’nin yardımlarıyla 1936 yılında hapishaneden çıkar. Almatı’ya döndükten sonra Muhtar Avezov’un tutuklanmasına yardımcı olacak bilgiler vermesi istenilir. Mağcan böyle bir alçaklığı yapacak insan değildir. Ve “Japon Casusu” suçlamasıyla, 1937 yılının Aralık ayında yeniden tutuklanır. Ama Mağcan sorgulama sırasında maruz kaldığı işkencelere dayanamaz... Suçlamayı kabullenir. 19 Mart 1938’de kurşuna dizilerek öldürülür. Sovyet işgali altında bulunan Türk yurtlarındaki aydınlardan biri daha böylece susturulmuştur.

Mağcan, milli istiklal ve milli istikbal âşığıdır. Onun milleti Türk, yurdu Türkistan’dır. Boycu, soycu değildir. Turancıdır. Onun Turancılığında, Türkistan olarak bilinen Türk yurtlarında Türk topluluklarının bağımsız yaşaması vardır. Türk boylarının eski günlerde, Altay Dağlarının eteklerinde yaşadığı günlerde olduğu gibi, yeniden altın günlerini yaşamasının hayaliyle kıvranmaktadır. Bizim, Anadolu’da yedi düvele karşı vuruştuğumuz günlerde kaleme aldığı “Alıstaki Bavırıma” (Uzaktaki Kardeşime) adlı şiirinde bu tarih bilinicini ve özlemini ortaya koymuştur. Şair bu şiirinde Altay Dağlarının çevresinde Türk Milleti’nin yaşadığı altın günleri yâd ettikten sonra, Anadolu Türklüğüne şu mısralarla seslenir:

Bavırım, sen o jakta, ben bu jakta Kardeşim, sen o yanda, ben bu yanda
Kaygıdan kan jutamız. Bizdin atka Kederden kan yutuyoruz. Bizim adımıza
Layık pa kul bop turuv? Kel ketelik Yaraşır mı kul olup durmak. Gel gidelim
Altayga, ata mıras altın takka Altay’a, ata mirası altın tahta
Ve...
Korgasın jas jurekke ogı battı Kurşunlar genç yüreğime saplandı
Kunesiz taza kanım suday aktı Günahsız taze kanım su gibi aktı
Kansırap elim kurup, esten tandım Kansız kaldım, kurudum, bayıldım
Karangı abaktıga berik japtı Karanlık, hapse sıkıca kapattı

Mısralarıyla da Kazak halkının çektiği sıkıntıları, eziyetleri ve kendi halini ifade eder.

Mağcan, Nur Sultan Nazarbayoğlu’nun talimatıyla, 100. doğum yılında, 1993’de, Kazak Devleti tarafından özel bir anma programı ile anıldı. Kuzey Kazakistan’da bulunan Petropavl şehrindeki üniversiteye Mağcan adı verildi. Kazakistan’da bir çok okul ve cadde şimdi onun adı ile anılıyor. Her yıl Mağcan adına edebiyat ödülleri verilmeye başlandı. 1938’de “Milletini Sevmek” suçundan ötürü katledilen Mağcan, şimdi, uğruna hayatını feda ettiği Kazak halkının gönlünde yaşıyor. O, fikirleri, ülküleri, eserleri ve heyecanıyla Türk Dünyası’nın ulularından biri olarak yaşamaya devam edecektir.



















Çanakkale'de yedi düvele karşı savaşan Türk askerine yazdığı ünlü şiiri:

UZAKTAKİ KARDEŞİME

Uzakta ağır azap çeken kardeşim!
Kurumuş lale gibi çöken kardeşim!
Etrafını sarmış düşman ortasında
Göl kılıp göz yaşını döken kardeşim!

Önünü ağır kaygı örtmüş kardeşim!
Ömrünce yaddan cefa görmüş kardeşim!
Hor bakan, yüreği taş, kötü düşman
Diri diri derini soymuş kardeşim!...

Ey pirim! Değil miydi Altın ALTAY
Anamız bizim? Bizlerse birer tay,
Bağrında, yürümedik mi serazat?
Yüzümüz değil miydi ışık saçan ay?

Alaca altın aşık atışmadık mı?
Tepişip bir döşekte yatışmadık mı?
Anamız olan ALTAY'ın ak sütünden
Beraber emip beraber tatışmadık mı?

Akmadı mı bizim için dupduru bulak,
Şarıldayıp şarıl şarıl dağdan inerek?
Hazırdı uçan kuş, kopan yel gibi
Dilesek bir bir atlar, tıpkı burak!

ALTAY'ın altın günü nazlanarak
Gelende, sen pars gibi bir er olarak,
Akdeniz, Karadeniz ötelerine,
Kardeşim, gittin beni bırakarak!...

Ben kaldım yavru balaban, kanat açamam,
Uçam diye davramsam bir türlü uçamam,
Yön bulduran, yol gösteren can kalmadı;
Yavuz düşman koyar mı şimdi beni vurmadan?

Kurşunlar genç yüreğime saplandı,
Günahsız taze kanım su gibi aktı;
Kansız kalıp, kuruyup bayıldım,
Karanlık mahbese sıkıca kapattı.

Görmüyorum artık gece gezdiğimiz kırı,ovayı,
Gündüz güneşi, gece gümüş nurlu ayı;
Nazlı nazlı ipek kundaklara sarmalayıp
Bizi büyüten altın ANAM ALTAY'ı

Ey pirim! Ayrıldık mı ulu bütünden?
Dağılmayıp yılmayan yağan oklardan
Türk'ün pars gibi yüreği varken
Gerçekten korkak kul mu olduk sinip düşmandan?

Kudretli olmak isteyen Türk'ün canı
Gerçekten bitap düşüp kalmadı mı hali?
Yürekteki ateş söndü mü, kurudu mu
DAMARINDA KAYNAYAN ATALAR KANI?

Kardeşim!Sen o yanda,ben bu yanda,
Kaygıdan kan yutuyoruz, bizim adımıza
Layık mı kul olup durmak, gel gidelim
ALTAY'A ATADAN MİRAS ALTIN TAHTA.

Ve Mağcan'ın Turan ülküsü için yazdığı Türkistan şiiri:

TÜRKİSTAN

Türkistan iki dünya eşiğidir;
Türkistan Er Türk’ün beşiğidir.
Görkemli Türkistan da doğmak
Tanrı’nın Türk’e verdiği nasibidir.

Tarihte Türkistan’a Turan denildi
Turan da Er Türk’üm doğup büyüdü
Turan’ın kaderi çok dalgalıdır
Başından çok ilginç günler geçdi.

Turan’ın tarihi var ateş yeli gibi
Parlayıp göklere çıkar yangınlarla
Turan’ın yeri gibi suyu da başka
Denizlerce derin düşünceler verir.

Turan’ın uçsuz bucaksız bozkırı nasıl?
Deniz gibi kıyısız gölü nasıl?
Turan’ın derya adını alır ırmaklar,
Taştığı zaman kır basan seli nasıl?

Turan’ın dağları var gökleri aşan
Sonsuz başını al ak saçla basan
Bağrında nazlı akan bulak oynar
Dağda akan salkım sulardan oluşan.

Çöller var yelle esmez sapsarı kum
Mezar gibi hiçbir ses yok sonsuz tıptın
Olur mu can, hayvan sınırsız çölde
Kumlarda perilerle cinler oynar.

Turan deniz denilir gölleri var
Dalgalanan uçsuz bucaksız denizdir Aralık
Bir yandan kutalmış Isık Gölün
Bağrında dünyaya geldi gök yeleli Türk.

Eskiden Okıs, Yaksart Ceyhun Seyhun
Türkler bu ikisine derya derler
Bu iki kutlu suyun kıyısında
Son atalarının mezarını bulursun.

Turan’ın Tiyanşan gibi dağı nasıl?
Dağlar Tiyanşan’a denk olamaz
Sen esir Er Türkleri düşünürsün
Gökleri aşan Han Tanrı’ya baka baka.

Balkası bağrına alan Tarbağatay
Heybetli yer göbeği Pamır, Alay
Kazıkurt kutalmış dağ olmasa
Tufanda Nuh Gemisi durur, nasıl?

Turan’ın yeri başka halkı başka
Başından geçen fırtınalı günü başka
Turan’ı birlik içinde yöneten
Geçmişte destan adam Alper Tunga.

Ezelden sıradan bir yer değildir O,
Bilirsin tarihi açsa Turan’ın yerini
Kutalmış Turan’a heveslenenler
Geçmişte Keyhüsrev ile Zülkarneyn.

Turan’a yer yüzünde yer yeter mi?
Türk’e insanoğlunda er yeter mi?
Geniş akıl, ateşli çaba, açık hayal
Turan’ın erlerine er yeter mi?

Doğmadı insanlarda Cengiz gibi er
Bilgili, derin düşünceli ve çelik ciğerli
Cengiz gibi aslanın sadece adı
Adamın yüreğine cüret verir.

Cengizden Çağatay, Ökkay, Çoci, Töle...
Ataya benzemişler hepsi bozkurt
Cengiz’in ordularında iki gözü
Pars Supıtay ile kök yeleli Cebe.

Turan’ın beyleri var Toragay gibi
O beyden Temir doğdu ateşle oynar
Ateş saçıp yer yüzüne Aksak Temir
Yıldırım gibi yeryüzüne parlayıp çıktı.

Turan’ı boşuna öğmüyorum.
Turan’ı onlarsızda yabancılar bilir
Evde oturup gökberk ile sırlaşan
Keskin zekalı Ulug Bey’e kim yetişir.

Türk’ün muzıkasını kim küçülttü?
Farabi dokuz telli tamburasını
Çaldığında doksan dokuz türlendirip
Kim dinleyip, duygulanıp ağlamamış?

Turan da Türk ateş gibi oynamış
Türk’ten başka kim ateş olup doğmuş?
Türkler ata mirasını paylaşanda
Kazaklara baba evi kalmamış mı?

Arslan gibi halka vatan olan Turan
Turan da Kazağım da hanlık kuran
Kazağın kolay yollu Kasım Hanı
Turan’ın çok yerini yönetmiştir.

Adil Han az bulunur Nazar gibi
Alaş’a Esim Han’ın kanunları hazır
Tevke gibi bilgin Han toplamıştır
Köl Töbe’nin başına kurultayın

Bu Turan ezelden Alaş yeridir
Turansız gün göremez Alaş
Turan’ın toprağında dinçlik alır
Alaş’ın Arslanı Abılay Han.

Turan’ın sarı arkasına ayrı deme
Turan altı Alaş’a gebe olmuştur
Turan’ın toprağın kucaklayıp yatar
Geçmiş kahramanı kök yeleli Kene

Çok özlese kim aramaz doğduğu yeri
Tulpar da özlemez mi doğduğu yeri?
Arkanın en saygılı kalın Alaş
Turan da bile bilsen senin yerin.

Kırağı Tiyanşan ile Pamir Alay
Gözlüyor çokta seni baka baka
Kene ile Abılay’ın yolunu sürmeden
Yabanda yayılmanın anlamı ne?

Eskiden Okıs, Yaksart, Ceyhun, Seyhun
Türkler bu ikisine derya derler
Kutalmış bu iki su yakasında
Olmaz mı gitsen izleyip ata mezarın.
(alıntıdır)


***
Türkistan'ın güney kısmı, Afganistan sınırları içinde kalmaktadır. Bu sebeple Afganistan'ın kuzeyi kadim Türk yurdu Uluğ Türkistan'ın tabi bir devamıdır. Ayrıca bu ülke tarih boyunca Türklerin hareket sahası içinde kalmış ve tarihin belli dönemlerinde Türk hakimiyetine girmiştir. Bunun için de Türk kültürünün derin izlerini taşımaktadır. Bugünkü Afganistan'da yakın ve uzak geçmişin tarihi olaylarının bir mirası olarak büyük çoğunluğu Afganistan'ın kuzeyinde, yani Güney Türkistan'da Özbek, Kazak, Karakalpak, Kırgız, Kızılbaş, Türkmen ve Afşar Türkleri yaşamaktadır.

Düzenli nüfus sayımı yapılmadığından Afganistan'ın genel nüfusu hakkında kesin bilgiler bulunmamakta ve dolayısıyla bu ülkede yaşayan Türkler hakkında da kesin sayı verilememektedir. Yapılan tahminler ise birbirinden oldukça farklıdır ve hiç biri de ciddi bir araştırmaya dayanmamaktadır. Bütün bu tahminler değerlendirildiğinde Afganistan'da yaşayan Türklerin toplam sayısı hakkında 2.158.000'den 4.5 milyona, hatta 5 milyona varan sayılar ortaya çıkmaktadır.

Afganistan'daki Özbek Türkleri, diğer Türk toplulukları gibi, Afganistan'ın kuzeyinde, yani Güney Türkistan'da yaşarlar. 16. yüzyıldan itibaren bölgeye hakim olmaya başlayan Özbekler, kurdukları Şeybanilar, Hokant, Astrahan, Mangıt, Buhara ve Hive hanlıkları vasıtasıyla 19. yüzyıla kadar buradaki hakimiyetlerini sürdürdüler. Herat, Bala Murgap, Maymana, Şıbırgan, Ser-i Pul, Akça, Mezar-ı Şerif gibi merkezlerde yaşayan Afganistan'daki Özbek Türkleri'nin sayısı ve Afganistan'ın genel nüfusu hakkında birbirinden çok farklı tahminler vardır. Eski Sovyetler Birliği Akademisi'nin yayınladığı World Population (Moskova, 1981) adlı esere göre, Afganistan nüfusu 15.300.000, Özbek Türkleri'nin nüfusu ise genel nüfusun % 8.6'sı, yani 1.300.000'dir. Daha sonraki yıllarda yapılan tahminlere göre ise, Afganistan'ın 21 milyonluk nüfusunun %14'ünün, yani 3 milyon kadarının Özbek olduğu sanılmaktadır. Afganistan'daki toplam Türk nüfusunun 6 milyon, Özbek nüfusunun ise 2 milyon olarak gösterildiği ve Özbek nüfusunun 1.5 milyon ile 3 milyon arasında gösterildiği kaynaklar da vardır. Çiftçilik, hayvancılık ve ticaretle uğraşan Afganistan Özbekleri Haraki, Kamaki ve Mangıt gibi Özbek aşiret adlarını kullanmaktadırlar.

Afganistan'daki Türkmenler de diğer Türk boyları gibi Afganistan'ın kuzeyinde, yani Güney Türkistan'da Herat, Maymana, Andhay Taşkurgan, Mezar-ı şerif, Belh, Akça, Katagan, Bedahşan, Bala Murgap şehirlerinde yaşarlar ve tarımla uğraşırlar. 1930'lu yıllarda Sovyetler Birliği'nden göç eden Türkmenler ise Andhay'a yerleşmişlerdir, ticaret ve işçilikle geçinirler. Nüfusları hakkında 600.000'den 1.000.000'a kadar varan tahminler vardır. Gunnar Jarring, The Distribution of Turk Tribes in Afganistan (Lund, 1939) adlı eserinde Afganistan'daki Türkmenleri beş gruba ayırmaktadır:

1. Salur Ogurcik'in neslinden gelenler: 140 kola ayrılan Yomutlar, 110 kola ayrılan Salurlar, Sarıklar ve Tekeler bu gruba girmektedir.

2. Oğuz Kağan'ın neslinden gelenler: 78 kola ayrılan Göklenler, 50 kola ayrılan Çavdurlar, Hataplar, Mukriler, Karkınlar, Ersarılar, Bayatlar, Agarlar, Ogurcaliler bu gruba girmektedir.

3. Türkmenleşmiş olanlar: Bu gruptakiler 55 kola ayrılmaktadır.

4. Sunçı, Nuhurlı, Anaulı, Murça aşiretleri.

5. Oğuz menşeinden gelmeyen yeni teşekkül etmiş aşiretler.

Bu Türkmen aşiretlerinin pek çoğu Türkmenistan ve Türkiye'deki Türkmen aşiretleri ile aynı adı taşımaktadır.

Çoğu göçebe olan ve hayvancılık ve balıkçılıkla geçinen Afganistan Türkmenleri aşiret adlarını kullanırlar. En büyük aşireti Ersarı'dır, diğerleri ise Teke, Salar, Sarık, Çekra ve Tarık gibi aşiretlerdir.

Nadir Şah'ın 1738'de Kabil'i terk ederken bıraktığı ihtiyat askerlerinin torunları olduğu belirtilen ve Herat ve Kabil'de yaşayan Kızılbaş Türklerin bugünkü sayılarının 400.000 olduğu tahmini bulunmaktadır.

World Population (Moskova, 1981) adlı esere göre ise, Afganistan Türkmenleri'nin nüfusu 300.000, Afşar ve Kızılbaş Türkleri'nin nüfusu ise 30.000'dir.

Afganistan'ın Vahan bölgesinde yaşayan Kırgız Türkleri'nin nüfusu hakkında 10.000'den 115.000'e varan sayılar verilmektedir.

Afganistan'da yaşayan Kazakların sayıları 5.000 olup tümü göçebedir. Çoğunluğu Rus mezaliminden kaçarak Akça, Andhay ve Manabad bölgelerine yerleşmişlerdir. Bunlardan küçük bir grup Türkiye'ye getirilerek Kayseri'ye yerleştirilmişlerdir.

18. yüzyılın başlarında Nadir Şah'ın İran'dan getirdiği Afşar Türkleri'nin bugünkü nüfuslarının 10 bini bulduğu söylenmektedir. Bu nüfusun 2.500'ü Nahakçi ve Tepe köylerinde yaşamaktadır. Nadir Şah bölgedeki hakimiyetini pekiştirmek için Azeri Türklerinden de bazı grupları getirmiş ve bu Afşar Türkleri'nin arasına yerleştirmiştir. Bu sebeple Afganistan'da yaşayan Afşar Türkleri'nin ağız özellikleri Azeri Türkçesine oldukça yakındır.

Afganistan, Çağatay Edebiyatı'nın ilk eserlerine merkezlik etmiştir. Nevayi ve Hüseyin Baykara Herat'ta doğup büyümüş ve Çağatay Edebiyatı'nın temelini bugünkü Afganistan topraklarında atmışlardır.

Afganistan'da yaşayan Türkler arasında önemli bir yere sahip olan Özbek Türkleri, özellikle son yıllarda çok ihmal edilmelerine rağmen, Kabil'de basılmış Ülkem Baharı (1980), Baburga Armağan (1983), Sulak (1985) adlı şiir koleksiyonlarında35 Özbek şairinin eseri yayınlanmıştır. Bunlardan Abul Hayr Hayri, Nazar Muhammed Neva, Niyazi Belhi, Ergeş Uçkun tanınmış isimlerdir. Ergeş Uçkun 1957 yılında Türkiye'ye sığınmış, 1974'te ise Amerika'ya göçmüştür.

Afganistan'da yaşayan Türkmenler, anadilleri ile eğitim görmekten mahrum kalmalarına rağmen Mahtımgulı'nın eserlerini örnek alarak şiirler yazmışlardır. Bu şiirler koleksiyonlar halinde yayınlanmıştır.
Kaynak:Bilkent Üniversitesi Türk Dünyası Araştırmaları Topluluğu

1 Mayıs 2008 Perşembe

10 Mart 2008 Pazartesi

DOĞU TÜRKİSTAN

DOĞU TÜRKİSTAN

Komünist Çin Yönetimi'nin Gizlediği Büyük Zulüm

20. yüzyılda dünyaya dehşet saçan ideolojilerin başında komünizm gelmekteydi. Karl Marx ve Friedrich Engels isimli iki Alman felsefecinin fikirlerine dayanan bu ideolojinin, Lenin, Stalin, Mao gibi zalim liderler tarafından uygulanmaya konmasıyla, dünya tarihinin en büyük kıyım ve katliamları gerçekleştirildi.

Her ne kadar Sovyetler Birliği'nin dağılmasıyla komünizmin siyasi bir rejim olarak çöktüğü kabul edilse de, komünist ideoloji ve uygulamaları -gizli veya açık- hala devam etmektedir. Bugün Doğu Türkistan'da yaşayan Müslüman Türkler, hala Maocu Kızıl Çin rejiminin zulmü altında yaşamaktadırlar. Batılı ülkeler ise, Doğu Türkistan'daki insan hakları ihlallerini her zamanki gibi görmezlikten ve duymazlıktan gelmektedir.


Doğu Türkistan'da Çin Zulmü

Doğu Türkistanlı Müslüman Türkler, yaklaşık 250 yıldır Çin egemenliği altında yaşamaktalar. Çinliler, bir İslam toprağı olan Doğu Türkistan'a "kazanılmış topraklar" anlamına gelen "Sincang" adını koydular ve burayı kendi toprakları olarak tanımladılar. 1949 yılında Mao önderliğindeki komünistlerin Çin'in yönetimini ele geçirmelerinin ardından, Doğu Türkistan üzerindeki baskılar eskisine oranla daha da arttı. Komünist rejim, asimile olmayı reddeden Müslümanların fiziksel olarak imhasına yöneldi.

Katledilen Müslüman sayısı korkunç boyutlardaydı. 1949-1952 yılları arasında 2 milyon 800 bin; 1952-1957 arasında 3 milyon 509 bin; 1958-1960 yılları arasında 6 milyon 700 bin; 1961-1965 yılları arasında 13 milyon 300 bin kişi ya Çin ordusu tarafından katledildi ya da rejimin doğurduğu kıtlık sonucunda öldü.

Halkın hayatta kalabilen bölümü ise büyük baskı ve işkencelere maruz bırakıldı. Doğu Türkistan'ın uzun süre sürgünde yaşayan merhum lideri İsa Yusuf Alptekin, Türkiye'de yayınlanan Doğu Türkistan Davası ve Unutulan Vatan Doğu Türkistan adlı kitaplarında söz konusu baskı ve işkenceleri ayrıntılarıyla anlatır. Bu kitaplarda anlatıldığına göre, Doğu Türkistan'da halka uygulanan baskılar, Sırpların, Bosna'da Müslüman Boşnaklara veya Kosova'da Arnavut çoğunluğa uyguladıklarından farklı değildir. Ülkedeki Çin mahkemelerinin "ceza" yöntemleri de son derece acımasız ve vahşicedir. Diri diri toprağa gömmek, öldüresiye dövülen bir insanı çıplak halde karlarda yatırmak, iki bacağı iki ayrı öküze bağlanan bir insanı ikiye bölmek gibi "ceza"lar uygulanmıştır.


Asimilasyon ve Köklü Bir Kültürü Yok Etmeye Yönelik Uygulamalar

Komünist rejim, 1949 yılından itibaren, bir yandan Müslümanları imha ederken bir yandan da bölgeye sistemli bir biçimde Çinli göçmen yerleştirdi. Çin hükümetinin 1953 yılında başlattığı bu kampanyanın etkisi son derece düşündürücüdür. 1953 yılında bölgede %75 Müslüman, %6 Çinli yaşarken bu oran 1982 yılında %53 Müslüman, %40 Çinli'ye yükseldi. 1990 yılında yapılan nüfus sayımında ulaşılan %40 Müslüman, %53 Çinli nüfus oranı bölgedeki etnik temizliğin boyutlarını göstermesi açısından son derece önemlidir.

Bugün ise Uygurlar köylerde oturmaya zorlanırken, Çinliler şehirlere yerleştirilmektedir. Bu sebeple bazı şehirlerde Çinli nüfus %80'lere çıkmaktadır. Hedef, şehirlerde Çinlileri çoğunluk haline getirmektir. Çin Hükümeti'nin Doğu Türkistanlıları Çinlilerle evlendirmek için uyguladığı yöntemler ise bu asimilasyon çalışmalarının bir parçasıdır. Bu arada Çin yönetimi, Doğu Türkistanlı Müslümanları nükleer denemelerinde kobay olarak kullanmıştır.

İlk olarak 16 Ekim 1964 tarihinde başlatılan nükleer denemelerin olumsuz etkileri yüzünden bölge insanı ölümcül hastalıklara yakalanmış, 20 bin özürlü çocuk dünyaya gelmiştir. Nükleer denemeler nedeniyle ölen Müslüman sayısının 210 bini bulduğu bilinmektedir. Binlerce insan ise ya sakat kalmış ya da kanser gibi hastalıklara yakalanmıştır.

Çin 1964'den günümüze kadar Doğu Türkistan topraklarında elliye yakın atom ve hidrojen bombası patlatmıştır. İsveçli uzmanlar, 1984 yılında yapılan yeraltı nükleer denemesinde kullanılan bombanın Richter ölçeğiyle 6.8 şiddetinde yer sarsıntısına sebebiyet verdiğini tespit etmişlerdir.


Zulmün Asıl Nedeni: İslam Düşmanlığı

Çin'in, Doğu Türkistan'daki halka uyguladığı zulmün en önemli nedeni halkın Müslüman olmasıdır. Çünkü komünist Çin, bölge üzerindeki hakimiyet ve sultasını kuvvetlendirmeye karşı en büyük engel olarak halkın İslami kimliğini görmektedir.

Halkı dininden vazgeçirmek için her türlü yıldırma ve baskı yöntemini kullanan Çin şovenizmi, en fanatik dönemini komünist diktatör Mao'nun 1966-1976 yılları arasında uygulattığı Kültür Devrimi esnasında yaşadı. Camiler yıkıldı, toplu ibadet yasaklandı, Kuran kursları kapatıldı ve bölgeye yerleştirilen Çinliler Müslümanları taciz etmek için her yolu denediler. Okullarda dinsizlik propagandası yapıldı. Ayrıca bütün iletişim araçları vasıtasıyla insanların dinden soğutulmaları için yoğun çaba harcandı. Dini ilimlerin öğrenilmesi ve dini bilgilere sahip öncü kişilerin halkı eğitmeleri ise tamamen yasaklandı. Buna rağmen halkın İslami kimliği yok edilemedi.21

Günümüzde Müslüman halka uygulanan sindirme ve baskı yöntemlerinden biri ise eğitim alanında kendini göstermektedir. Bölgedeki üniversitelerde eğitim Çince'dir. Bu üniversitelerde okumasına imkan tanınan Müslüman öğrencilerin oranı ise ancak %20'dir. Ekonomik güçlükler ise, Müslüman halkın eğitim seviyesini düşüren önemli bir etkendir. Çince eğitim yapan orta dereceli okullar gelişmiş imkanlara sahipken, Uygur okullarında sıra bile bulunmamaktadır. Okullarda din dersi programlarının esası ateizm üzerine bina edilmiştir.

Otuz yılda dört defa alfabelerinin değiştirilmiş olması da yine bölgedeki Müslümanlara yapılan asimilasyon uygulamalarının bir parçasıdır. Mao, kültür devrimine rağmen Çin alfabesine dokunmazken, Uygur alfabesini İslam harflerinden Kirilce'ye çevirmiştir. Bir müddet bu alfabe kullanıldıktan sonra Latin harflerine geçilmiş, ancak bu defa da Türkiye ile kültür köprüleri kurulmasın diye tekrar İslam harflerine dönülmüştür. Alfabe ile bu kadar sık oynamanın nesiller arası anlaşmayı ne kadar zor bir hale getireceği ise açıktır.


Komünist Çin'in Uzakdoğu'daki Anti-İslami Rolü

Doğu Türkistan'da Müslüman Türklere yönelik zulüm şiddetle devam etmektedir. Çin resmi görevlileri, Türk gençlerini potansiyel olarak rejim karşıtı görerek sebepsiz yere evlerinden toplamaktadır. Gençler ise, bu zulümden kurtulmak için dağlara veya çöle kaçmaktadır.

1996 yılından beri on binlerce Uygur Türkü, kamplarda tutulmaktadır ve bu kamplardakilere ağır işkenceler yapıldığı bilinmektedir. Bir insan hakları örgütünün resmi yazısında da belirtildiği gibi sanıklar, tek celsede biten davalarda ya kürek cezasına mahkum edilmekte ya da meydanlarda infaz mangaları tarafından kurşuna dizilmektedir. Çünkü mahkemeler, komünist partinin talimatı ile çalışmaktadır. En dehşet verici olansa hamile kadınların evlerinden alınarak gayrı sıhhi şartlarda kısırlaştırılmaları, sınırlama fazlası doğan bebeklerin ailelerine rağmen öldürülmeleridir.

1997 yılının Şubat ayında patlak veren olaylar sırasında yaşananlar ise, Çin zulmünün bir özeti niteliğindeydi. Çin milis güçleri, 4 Şubat'a rastlayan Kadir gecesinde, Kandil nedeniyle bir mescitte toplanan 30'un üzerindeki kadını, Kuran okurlarken demir sopalarla dövdüler ve sürükleyerek emniyet merkezine götürdüler. Mahalle sakinleri ise merkeze giderek kadınların serbest bırakılmalarını istedi. Bunun üzerine işkence ile öldürülen 3 kadının cesedi önlerine atıldı ve galeyana gelen halk ile Çinliler arasında çatışmalar başladı. 4-7 Şubat arasında 200 Doğu Türkistanlı hayatını kaybederken, 3 500'den fazlası kamplara kapatıldı. 8 Şubat sabahında ise bayram namazı için camilerde toplanan halkın namaz kılması güvenlik güçlerince engellendi. Bunun üzerine çatışmalar tekrar alevlendi ve sonuç olarak Nisan-Aralık 1996 arasında 58 bin olan tutuklu sayısı, bir anda 70 bini geçti. 100 kadar genç meydanlarda kurşuna dizilirken, 5 bin Uygur Türkü çırılçıplak soyularak 50'şer kişilik gruplar halinde meydanlarda teşhir edildiler.

Batılı güçler ise her zamanki gibi tüm bu vahşete karşı tepkisiz kaldı.

Birleşmiş Milletler'in soykırım için yaptığı tanım, Çin işgali altındaki Doğu Türkistan'daki duruma tam olarak uymaktadır. Buna rağmen Doğu Türkistanlılar, Birleşmiş Milletler'in koruyucu şemsiyesi altına girememektedir. Birleşmiş Milletler'e yapılan tüm başvurular geri çevrilmektedir. 25 milyon Doğu Türkistanlı Müslüman, halen Çin baskısı altındadır ve dünya bu zulme göz yummaktadır. Binlerce siyasi tutuklu vardır ve bazıları hapishanelerde "kaybolmuş" durumdadır. Tutuklulara işkence yapılması ise artık sıradan bir olay haline
gelmiştir.

Doğu Türkistan'daki bu vahşeti engellemek için, öncelikle Doğu Türkistan gerçeğini dünyaya duyurmak ve Çin'in bu konuda geri adım atmasını sağlayacak bir uluslararası yaptırım sağlamak gerekmektedir. Çünkü Doğu Türkistan'daki vahşetin en garip yönü, dünyada hemen hiç bilinmemesi ve anılmamasıdır. Çin, kapalı kapılar ardında katliam yapmaktadır ve mazlum Doğu Türkistan halkı dünyaya sesini duyurma imkanlarına sahip değildir. Dünya insanlarının elbirliğiyle Doğu Türkistan davasına sahip çıkması zorunludur.

Doğu Türkistan'da yaşanan bu vahşetin ve zulmün temelinde, komünist Çin'in sahip olduğu dinsiz felsefenin olduğu unutulmamalıdır. Savunmasız bir halka karşı yöneltilen bu insanlık dışı savaş, materyalist ve dinsiz komünist düşüncenin bir sonucudur. Komünizmin acımasız liderleri 20. yüzyılda, arkalarında kanlı bir ideoloji ve milyonlarca ölüyü bırakmış, vahşi katliamlara imza atmışlardır. Doğu Türkistan bu örneklerden sadece bir tanesidir. Bu belaların tekrar insanlığa zarar getirmelerini engellemenin tek yolu ise, komünizm gibi dinsiz ideolojilerle fikri mücadeleden geçmektedir. Komünist ideolojinin temel dayanaklarının ortadan kaldırılması, komünist zulme de dur demede ilk adım olacaktır.

Kitabın ilk bölümünde de vurguladığımız gibi, komünist ideolojinin temel dayanağı Darwinizm'dir. Marksist felsefenin kurucusu olan Karl Marx Das Kapital adlı yapıtını hayran olduğu Darwin'e ithaf etmiştir. Dünyaca ünlü Marksist-evrimci bilim adamı Stephen Jay Gould da Ever Since Darwin adlı kitabında şunları yazmıştır:

... Marx ile Darwin yazışırlardı ve Marx, Darwin'e büyük saygı gösterirdi... Aslında Darwin ... bir devrimciydi.22

Komünist Çin'in lideri Mao ise, bir söylevinde, "Çin sosyalizminin temeli, Darwin'e ve evrim teorisine dayanmaktadır" diyerek, uyguladığı vahşetin dayanağını açıkça ifade ediyordu.23

Marksizm bağlılarının bu sözleri, geçmişte Rusya, Çin gibi ülkelerde yaşanmış olan ve bugün Çeçenlere, Doğu Türkistan'daki Müslümanlara yapılan acımasız zulmün arkasında yatan ideolojinin Darwinizm olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Bu zulmün sona ermesi, dünyada barış ve huzurun hakim olması için Darwinist iddiaların geçersizliğinin ortaya konması gerekmektedir. (Darwinizm'in bilimsel ve ideolojik çöküşü için bkz. Evrim Yanılgısı bölümü)



Notlar:

21- İsa Yusuf Alptekin, Unutulan Vatan Doğu Türkistan, Seha Yayınları, İstanbul 1999, s. 160
22- Stephen Jay Gould, Ever Since Darwin, W. W. Norton & Company, 1992, s. 26
23- K. Mehnert, Kampf um Mao's Erbe, Deutsche Verlags-Anstalt,
1977


12 Şubat 2008 Salı

Türkmen Siteleri

1 - www.Kerkuk.net
2- www.turkmeneli.org
3- www.turkmenelitv.com
4- www.bizturkmeniz.com
5- www.kerkukfeneri.com
6- www.iraqiturkman.org.tr
7- www.kerkukturkuleri.arsivi.com
8- http://members.lycos.nl/Kerkuk
9- www.kerkuk.dk
10- www. hem.spray.se/kervanci-oglu/index1.htm
11- www.kerkukname.com
12- www.guzelkerkuk.com/G_kerkuk
13- www.turkmenforum.com/forum/
14- www.irak-turkmen.com
15- www.alturkmani.com
16- www.araahurra.com
17- www.fuzuliuniversity.com
18- www.erbilvakfi.org/
19- www.geocities.com/iraqiturkmen
20- www.kirkuk.us
21- www.turkmen.nl
22- www.2000fm.com/turkmen
23- www.kerkuk.se
24- www.turkmentimes.net
25- www.iraqiyoon.com
26- www.irakturkleri.com
27- www.turkmensesi.com
28- www.yanarkent.com
29- www.iuiturkmen.org
30- www.shababkirkuk.jeeran.com
31- www.cankerkuk.diyari.com
32- www.kerkuk.radyosu.com
33- www.freewebs.com/kerkuk_takimi
34- www.angelfire.com/tn/sertturkmen
35- www.kardaslik.org
36- www.nihad.diyari.com
37- www.karanaz.diyari.com
38- www.karanaz.sayfasi.com
39- www.nejdetkocak.4t.com
40- www.irakturkleri.org
41- www.kutucuk.sitemynet.com
42- www.kerkuk.dk/TUR
43- www.ulkucu.jeeran.com
44- http://www.turkmen.senligi.com
45- www.asilkan.org/sabit/yazar3/koprulu4.htm
46- www.kerkuk.otukenim.net
47- www.yalniz-kurt.com/modules.php?name=News&new_topic=37
48- www.kerkukluulus.com.tr.tc
49-www.angelfire.com/tn/halk
50- www.angelfire.com/al/kirkuk
51- www.hem.spray.se/kervanci-oglu/index1.htm
52 www.erbilvakfi.org
53- www.kerkukgazetesi.com
54- www.kirkuk.us
55- www.turkmeninstitute.org
56- www.turkmen.nl
57- www.turkmenyolu.com/
58-- www.tanis-turkmen.nl
59- www.tuzkhurmato.com/links.php?lang=tr
60- www.turkmen-csit.com
61- www.turkmeneliparty.net
62- www.itkad.com/

16 Aralık 2007 Pazar

Gafil, hangi üç asır, hangi on asır Tuna ezelden Türk diyarıdır

12 Aralık 2007 Çarşamba






Alemde Şer, OĞUZ'da Er Tükenmez!

1 Aralık 2007 Cumartesi

XX. YÜZYILA GİRERKEN TÜRK DÜNYASI ve İSMAİL GASPIRALI






İsmail Gaspıralı'nın babası, 1810 yılında Kırım'ın sahil kısmında bulunan Gaspıra köyünde dünyaya gelen Mustafa Ağadır. Babası, 1844-45 yıllarında Kafkasya genel valiliği yapacak olan Prens Varantsof'un himayesine girmiş ve Odesa'da Rişelyö Lisesine gönderilmiştir. Daha sonra da tercüman olarak prensin hizmetinde bulunmuştur. 1848 yılında görevinden istifa etmiş ve Kırım'a dönmüştür. 1845 yılında evlenmiş, fakat hanımının ölmesi üzerine 1849'da ikinci evliliğini yapmıştır. Bu evlilikten, ailenin ilk çocuğu olan İsmail dünyaya gelmiştir. Babasının Gaspıra köyünden olması sebebiyle İsmail Bey'e, Gaspıralı lâkabı verilmiştir.

İsmail Bey, alfabeyi Bahçesaray'da, Zincirli Medrese'de Hacı İsmail Efendi adlı bir muallimden öğrendi. On yaşlarında iken Akmescit'teki Rus okuluna gönderildi. Akmescit'te iki yıl okuduktan sonra Vorononej şehrindeki askerî okula, buradan da Moskova Askerî Okuluna giderek öğrenimine devam etmiştir. İsmail Gaspıralı, buradaki öğrenimini tamamlayamadı. Okulu bırakmasındaki en büyük sebep, bu sıralarda Moskova'da hüküm süren İslâv milliyetçiliği olmuştur. Moskova, bilhassa bu devirde İslâvcılığın, müfrit Rusçuluğun merkezi idi. Türk düşmanlığını gaye edinen İslâvcılık, Türklere karşı dinî, millî, kuvvetli bir taassup cereyanını canlandırıyordu.

Rusların taşkın Türk düşmanlıkları bu okulda okuyan Türk çocuklarının ruhlarında derin izler bırakmıştır ki, 1867'de İsmail Gaspıralı ve arkadaşı Mustafa Mirza, okulun altıncı sınıfında okurken yaz tatilini Kırım'da geçirmektense -bu sıralarda Osmanlı Devleti'ne karşı isyan eden Girit'te- asilere karşı savaşmak için Türkiye'ye gitmeye karar vermişlerdir. Ancak bu olay sonuçsuz kalmıştır.

Bu olaydan sonra İsmail Bey okuduğu okula dönmedi, 1868'de henüz 17 yaşında iken 400 ruble maaşla, alfabeyi öğrendiği Zincirli Medrese'de Rusça muallimliğe tayin edildi. 1869 yılında 600 ruble maaş aldığı Yalta'da Dereköy mektebinde öğretmenliği devam ettirdi. Burada iki sene çalıştıktan sonra tekrar eski okuluna (Zincirli Medrese'ye) döndü. Ayrıca Türkçe dersler de vermeye başladı. Fakat bu arada bazı problemler ortaya çıktı. Onun medresede tatbik edilen eski usulü tenkit etmesi, kendisine karşı düşmanlık uyandırdı. Bundan sonra medresedeki görevini terk etmek zorunda kaldı.

İsmail Bey, 1871'de tekrar Türkiye'ye giderek Türk subayı olmayı düşünmüştür. Ancak yarıda kalan tahsili ile subay olmanın zor olduğunu kabul ederek, Rusya haricindeki dünyayı da öğrenip malûmatını ve görüş ufkunu genişletmek duygusu ile tahsilini tamamlamak, ayrıca Fransızcayı öğrenmek için Paris'e gitmeye karar verdi. Nihayet Avrupa'ya gidip üç yıl Paris'te kaldı. Burada hem doğu milletlerinin temsilcileriyle temas kurdu ve hem de batı medeniyetinin temellerini araştırdı. 1874 yılında İstanbul'a gelerek Türk subayı olmanın yollarını araştırdı. Fakat Sadrazam Mahmud Nedim Paşa, Türklük için çırpınan Kırımlı Türk gencinin duygularını değil, Rus sefiri İgnatief'in sözlerini dinlemiştir. Böylece onun hayâlleri bir kere daha sonuçsuz kalmıştır. Bu olumsuzluk İsmail Beyi küstürmemiş, bilakis o, Türklüğün kurtuluşu için mücadeleye devam etmiştir. İstanbul'da amcasının yanında bir sene kalarak Osmanlı Devleti'nin idaresini, milletin iktisadî ve içtimaî meselelerini yakından incelemiştir. Yaptığı araştırmalarda, devleti idare edenlerin Türklüğü fazla düşünmediğini, yabancıların Türkiye'nin zenginliklerini sömürmekle meşgul olduğunu ve milletin eğitim ve öğretim sahasında çok geri kaldığını gözlemlemiştir.

1875 yılında Kırım'a dönen İsmail Bey, Rusya Müslümanlarının durumunu etraflıca öğrenmekle meşgul oldu. 1879'da bir gazete çıkarma teşebbüsünde bulundu ise de müsaade alamadı. Bu dönemde yaptığı araştırmaların, onun mücadele hayatında ne kadar ve hangi istikametlerde tesir ettiğini, gençlik yıllarını "Danyal Bey" adı altında anlatan ve 1906'da Tercüman gazetesinde yayınladığı "Gündoğdu" adlı hikâyesinde görmek mümkündür; "Milletin hâline âşina olmadan millete hizmetin mümkün olamayacağını anlayan Danyal Bey, bu hususta ilmini ve marifetini artırmaya karar verip, milletin arasına atıldı. Köy düğünlerinde, derviş ve ulema meclislerinde, beylerin ve ağaların ziyafetlerinde, medrese hücrelerinde vesair her türlü içtimada bulunup, az söyleyip çok dinleyip bir kaç sene amelî dersler aldı. Her zümrenin iyi yönlerini ve uygunsuz hâllerini görüp öğrenmiş, millî zaafın neden ibaret ve milletin neye muhtaç olduğunu anlamıştı..."

Bu makaleden anlaşılacağı üzere, İsmail Beyin, ilgisizlikten, cehalet uykusuna dalmış Türklüğü uyandırmak, hattâ ayağa kaldırmak gibi yüksek ve sağlam emelleri olduğunu, bu maksatla da milletin her zümresini araştırmaya çalıştığını görüyoruz.

İsmail Gaspıralı'nın Dil ve Kültür Birliği Mücadelesi

...................................................... Makalenin devamına BURADAN ulaşabilirsiniz

30 Ekim 2007 Salı

KIRCAALİ'DE ZAFER TÜRKLERİN



Komşu ülke Bulgaristan'da yerel seçim heyecanı yaşandı. 6.4 milyon seçmeni bulunan Bulgaristan'da seçime katılım oranı ise yüzde 41 olarak gerçekleşti. Hak ve Özgürlükler Hareketi (HÖH), seçimlerden...

büyük bir zaferle çıkarak Kırcaali'nin yanı sıra 6 ilçede birinci turda belediye başkanlığını kazandı.

Türkler için büyük öneme sahip olan ve başta Bulgaristan'ın ırkçı partisi ATAKA'nın diğer Bulgar partilerle ittifak arayışına gittiği Kırcaali'de, Belediye Başkanlığı'nı Hasan Aziz yüzde 56.3 oy alarak ikinci defa kazandı. Seçim sonuçlarının açıklanmasının ardından Aziz ve Türk milletvekili Remzi Osman, zaferi seçim bürosu önünde havai fişek gösterileriyle seçmenlerle birlikte kutladı. Seçim bürosu önünde toplanan binlerce Türk, ellerinde HÖH'ün flamasıyla birlikte sloganlar atarak Vilayet meydanına kadar yürüdü. Burada toplanan çok sayıda Türk, yeniden başkanlığa seçtikleri Hasan Aziz ve Türk milletvekili Remzi Osman ile birlikte göbek atıp halay çekti.

Yüzde 56.3 oy alarak yeniden Kırcaali Belediye Başkanlığı'na seçilen Hasan Aziz, seçimlerde sadece Türklerden oy almadıklarını belirterek, "Kırcaali'de Belediye Başkanlığı'nı aldık. Bu kadar yüksek bir oy içerisinde hem Türk hem de Bulgar oylarının olduğu görülüyor. Böylelikle Kırcaali'de etnik oylama olmadığını görüyoruz, bu çok çok önemli. Bulgaristan'ın AB'ye girmesinden sonra yerel yönetimler çok büyük rol oynuyor. Bu çok önemli. Bütün yerel yönetimler yaptıkları projelerde AB fonlarından

yararlanıyor. 7 yıl içinde Bulgaristan'da yerel yönetimler yaklaşık 11 milyar euro fon alacak. Hak ve Özgürlükler Hareketi hem yerel yönetimlerde hem milletvekilliğinde, hem AB Parlamentosunda, hem bakanlıklarda önemli yerlere geldiler" dedi.

Bulgaristan'da yapılan yerel seçimlerde HÖH başta Kırcaali ili olmak üzere Mestanlı, Kumovgrad (Koşukavak), Çerneçeva (Yenipazar), Kırkova, Cebel ve Ardino (İridere) ilçelerinde birinci turda seçimleri kazandı.

Bulgaristan'da yasalar gereği seçilebilmek için adayın oyların yüzde 50'sini alması gerekiyor. Adayların yüzde 50 oy alamadığı bölgelerde ikinci tur seçimleri 4 Kasım'da yapılacak.

28 Ekim 2007 Pazar

Ağla Ahıskam ağla, seni üç kuruşa Gürcistan'a satacaklar..


Ahıska Türkleri'nin doğma büyüme vatanları olan Ahıska Türk topraklarını, SSCB dağıldıktan sonra gasp eden Gürcistan'ı BM ve Avrupa Şurası'nın tanıması için Ahıska Türklerinin vatanlarına geri dönmesini temini gerekiyor. Bu görüşmeler Avrupa Şurası, Gürcistan ve Sözde Ahıska Türkleri temsilcisi (Gürcistan'ın satın aldığı birisi) Barbakatze arasında devam ediyor. Bu görüşmeler 2011 yılında yani üç sene sonra bitecek. Ahıska Vatan topraklarımız (Kıbrıs'ın 3 misli büyüklüğünde) Gürcistan'a altın tepside armağan edilecek. 300-500 sözüm ona Ahıskalı geçinen aslında Ermeni, Rus ve Yahudi soylu satılmış Ahıska'ya Türk isimlerini dinlerini ve Güzel Türkçemiz - dillerini reddederek alınacak. Gürcistan vatandaşı olacaklar. Türkiye'de Gürcistan'ın narkozuna giren 22 dernek başkanı ve iki federasyon başkanı da; "Ahıska Türkleri vatanlarına geri dönüyor" diye bayram edecekler. TOKİ yoluyla dernek yönetim kurulundaki hısım ve akrabaların memnun edilmesinin akabinde şimdi de Gürcistan'a götürülüp - getirilerek fikr-i iğfal hareketi neticesinde 6260 km2'lik vatan toprağımız Ahıska 2011 yılında Girit gibi, Filistin gibi elimizden uçup gidecek. Birkaç kanı bozuk zengin edilecek o kadar!..

18 Eylül 2007 Salı

27 Ağustos 2007 Pazartesi

GÜRCİSTAN'DA İLK TÜRK KURULTAYI



Gürcistan'da yaşayan Azerbaycan Türklerinin birlik ve beraberlik için düzenleyecekleri ilk kurultayın hazırlıkları büyük bir hızla devam ediyor. "Gayret" halk hareketinin başkanı Alibala Asgerov...
düzenlenecek kurultayın esas amacının bu ülkede yaşayan Azerbaycan Türklerinin

sorunlarının belirlenmesi ve tam birliğin sağlanması olduğunu söyledi ve sözlerine şöyle devam etti:
"Bu kurultay Gürcistan'da yaşayan Azerbaycan Türklerinin milli hukuklarına, ana dillerinde eğitim görmelerine ve yaşadıkları insani sorunlara adanacak. Biz Azerbaycan okullarının devam etmesini ama bu arada Gürcü dilinin de öğrenilmesi gerektiğini teklif ediyoruz. Kurultayın bu ve benzeri tekliflerinden oluşan içeriği Gürcistan yönetimine sunulacak."Gürcistan'ın tamamen Türk Borçalı bölgesinde 500 binden fazla Azerbaycan Türkü yaşıyor. Başkent Tiflis'te ve diğer bölgelerde de Türklerin sayısı azımsanmayacak sayıda. Gürcistan'da halen Azerbaycan Türklerine ait 164 okul faaliyet gösteriyor, ama son zamanlarda Gürcistan hükümeti yeterli kaynak olmadığı bahanesi ile bu okulları birer birer kapayarak, Türkçe eğitimin önüne set çekiyor.


Gürcistan'da Karapak Türkleri'nin feryadı


Gazeteci Seyfullah Türksoy, Gürcistan'da yaşayan Karapapak Türkleri ile görüştü. Onların sorunlarını dinledi.Türksoy'un yazısı:

GÜRCİSTAN'DA KARAPAPAK TÜRKLERİ'NİN FERYADI!

Gürcistan burnumuzun dibinde bir ülke...
4 milyon nüfuslu yoksul bir memleket..
Enerji dahil, hemen her konuda dışa bağımlı..
Son zamanlarda Türkiye ile Gürcistan arasındaki ilişkilerde olumlu gelişmeler var...
İki komşu ülke birbirine vizeyi kaldırdı..
THY hergün Tiflis'e uçuyor..
Heyetler karşılıklı ziyaretler gerçekleştiriyor...
Bütün bunlar çok güzel..
Ancak işin bir başka boyutu var.
Ne yazıkki Türkiye bunun yeterince farkında değil.
Gürcistan'da 500 bin nüfuslu Karapapak Türkleri gerçeği var...
Unutulan,ihmal edilen bir topluluk...
Türksoy'la İpekyolu'nun çekimleri için bir süre önce
bu soydaşlarımızın arasındaydım...
Karapapaklar'a Terekeme Türkleri de deniliyor...
Başta Kars ve Ardahan olmak üzere ülkemizin pekçok
şehrinde yaşayan Karapapaklar'ın baba ocağı Tiflis yakınlarındaki Borçalı bölgesi..
Karapapaklar binlerce yıl önce bu toprakları vatan yapmışlar..
Gürcüler Borçalı'nın adını Marneuli diye değiştirmiş...
Borçalı'da yüzlerce Türk köyü var.
Pekçoğunu gezdim..

GÜRCİSTAN'DA HALEN 500 BİN TÜRK YAŞIYOR

Ben yıllardır Türk Dünyası'nın hemen her köşesini az çok gezen bir gazeteci olarak
Borçalı'da bozulmamış, yozlaşmamış bir Türklük gördüm...
Karapapak Terekemeler dillerini yaşattıkları gibi dinlerini de yaşatmışlar...
Pekçok köyde yeni inşa edilen minarelerden günde beş defa ezan sesi yükseliyor.
Genellikle tarım ve hayvancılıkla geçiniyorlar...
Bazı Türk bölgelerindeki semt pazarları Gürcü yönetimince kapatılmış.
Binlerce insan ekmeğinden olmuş.
Türk köylerinde yol yok, su yok..
İşsizlik en büyük sorun.
Gençler işsiz ve umutsuz...
Acıdır ki Türkiye'den her yıl çok sayıda heyet Gürcistan'a gidiyor
Fakat ne hikmetse Ulu Türk yurdu Borçalı genellikle ihmal ediliyor..
Sayıları az buz değil; tam 500 bin Türk!

SOĞUK VE AÇLIKLA MÜCADELE EDİYORLAR

Ziyaret ettiğim Sadaklı köyünde, dağdan çalı çırpı toplayıp bu soğuk kış gününde
yavrularını soğuktan korumaya çalışan kadınlar,
"Pazarlarımızı kapattılar. Ekmeğimizi elimizden aldılar.
Çocuklarımız açlıktan ölüyor" diyerek feryat ediyorlardı!
Gürcistan'ı ziyaret eden bazı kurum ve kuruluşlar genellikle Gürcü müslümanlarının yaşadığı Acara'ya odaklanmışlar.
Bütün yardımlar o bölgeye gidiyor. Bu bilinçli mi yapılıyor, onu bilemiyorum.
Bir süre önce Türk Dünyası Belediyeler Birliği yetkilileri de Gürcistan'a gitmişler; onlar da Karapapaklar'ı ıskalamış.
Aklın alacağı bir iş değil!
Sivil toplum örgütleri dünyanın bir ucuna yardım elini uzatırken burnumuzun dibindeki bu insanların feryadı niçin duyulmuyor!
Bu insanlar hem dindaşımız, hem soydaşımız.
Sovyetlerin en katı dönemlerinde bile pekçoğu nüfus cüzdanına Türk yazdırmış..
Yürekleri Türkiye için çarpıyor..
Evlerde Türk kanalları seyrediliyor..
Kiminle konuşsam Türkiye'ye canımız feda diyorlar...
Oysa biz onlara Gürcistan Azerileri diyoruz..
Halbuki onlar Oğuzlar'ın farklı bir boyu olan Karapapak Türkleri..
Onların sorunlarını Azerbaycan'a havale etmek haksızlık olur..
Azerbaycan'ın imkanı ve gücü ortada...
Karapapaklar'a öncelikle Türkiye'nin sahip çıkması gerekir..
Bu soydaşlarımızı Gürcüler'in insafına terkedemeyiz!
Karapapak Türkleri onurlu ve mert bir topluluktur.
Türkiye'den tek istekleri biraz ilgi..
Hepsinin kalbini fethetmek inanın çok kolay.

HAMASET ÇOK, İCRAAT YOK

Ülkemizde pekçok konu gibi Türk Dünyası hakkında da bilgi eksikliği var.
Hemen herkes bu konuda ahkam kesiyor ama ne yazıkki binlerce yıldır
yanıbaşımızda yaşayan Karapapaklar'dan haberimiz yok!
Yıllardır bu ihmal ve ilgisizlik, bilgisizlik devam ediyor..
Gürcü kökenli Sovyet diktatörü Stalin, Gürcistan sınırındaki bütün Türkleri tehlike olarak görüyordu.
O, 1944 ve sonraki yıllarda Ahıska Türklerini, Karadeniz Türklerini,
Karapapak Terekemeler'i sürgüne göndermiş;
sırf Türk oldukları için binlerce soydaşımızı katletmişti.
Biz ise orada her türlü zulme rağmen dillerini, dinlerini, geleneklerini yaşatan soydaşlarımızdan bihaber yaşıyoruz.
Konferans salonlarında, parti mitinglerinde atıp tutmakla olmuyor;
gitmek, görmek, aralarında yaşamak gerek!
Kuru kuruya bir Türk Dünyası söylemiyle bir yere varamayız.
İcraat lazım!
Hey! Türkçü geçinen kuruluşlar neredesiniz?
Vakıflar, dernekler, cemiyetler bu feryadı duyuyor musunuz?
Mangalda kül bırakmayan partiler!
Nerede sizin gençlik örgütleriniz!
Bir Deniz Feneri kadar da olamıyor musunuz?
Deniz Feneri pekçok ülkede devletin ve Kızılay'ın önünde...
Bu arkadaşları alkışlıyorum.
Dilerim Karapapak köylerine de yolları düşer.
Birkaç günlük seyahatim sırasında güzel gelişmeler de gördüm:
İlk defa Tika bu soydaşlarımıza yardım elini uzatmış.
Mustafa Coşkun isimli Tika görevlisinin gayret ve himmeti bu köylerde hissediliyor.
Bir de Aziz Mahmud Hüdai Vakfı'nın eğitim faaliyetlerini gördüm.
Türkiye'den giden fedakar öğretmenler gençlere dinlerini öğretiyorlar..
Gürcistan'da faaliyet gösteren Fethullah Gülen okulları politik davranarak eğitim hizmetlerini
Gürcü ve Acaralar üzerinde yoğunlaştırmışlar!
Gürcü yönetimin hışmına uğramamak için olsa gerek,Karapapak Türkleri'ne biraz mesafeliler...
Tekrar üzerine basa basa söylüyorum;
Lakırdıyla laf salatasıyla milliyetçililk, ulusalcılık olmuyor...
Bu bir gönül işi, yürek işi..
Kısmetse önümüzdeki hafta kanal 7'de Türksoy'la İpekyolu adlı programımda Karapapak Terekeme Türkleri gerçeğini bütün Türkiye'ye duyuracağız.
Umarım bu kardeşlerimizin feryadı anavatan Türkiye'de yankı bulur!
Aşıklar, ozanlar yurdu; Şenlik Baba'nın, Aşık Kemandar'ın, Mihrali Bey'in baba ocağı,
Dede Korkut diyarı Borçalı'dan bütün Türk Dünyası'na selam olsun!

www.turksoylaipekyolu.com

BATI TRAKYA SEÇİME HAZIRLANIYOR


Batı Trakya Türkleri için büyük önem taşıyan Yunanistan seçimlerinde Türk adaylar birer birer belirlenirken İskeçe'deki bağımsız listeden hala olumlu bir haber yok. Batı Trakya'da yaşayan Türkler...
yıllardır süren eğitim, din, etnik kimlik ve işsizlik sorunlarına artık bir çözüm bekliyor.
Kendi sorunlarını yakından bilen Türk adayların, hangi partiden olursa olsun listede yer alması ve milletvekili seçilmesi, sorunların meclise taşınması açısından büyük önem taşıyor.
İşte bu nedenle, Türk azınlık 16 Eylül Pazar günü yapılacak seçimlerde, parlamentoya milletvekili gönderebilmek için var gücüyle çalışıyor.
Partilerin Türk Adayları Belli OlduPasok ve Yeni Demokrasi Partisi'nin Rodop ve İskeçe'deki Türk milletvekili adayları belli oldu.
Pasok'un Rodop AdaylarıPasok Rodop Adayı Rıdvan Kocamümin, "İki parti yarışıyor diye düşünüyorum, Biri Pasok biri Yeni Demokrasi Partisi, ben çok şanlı görüyorum kendimi yeter ki oyları doğru kullanalım" dedi.
Pasok Rodop Adayı Ahmet Hacıosman de "Batı Trakya'nın çeşitli problemleri devam etmektedir. Toplumumla yıllardan beri iç içe yaşamaktayım, edinmiş olduğum deneyimle eğer milletvekili olursam mücadele ve gayretlerimi sarfedeceğim" diye konuştu.
Yeni Demokrasi'nin Rodop AdaylarıBatı Trakya Türklerinin hakları için mücadele eden Yeni Demokrasi Partisi Milletvekili İlhan Ahmet ise bugüne kadar Meclis'te bir çok önerge verdiğini ve bazı konularda yol katettiklerini söyedi.
Ahmet, Pasok'un Batı Trakya Türklerine karşı tavrını son derece sertleştirdiğini ve verdiği önergelerle Türkleri rencinde ettiğini belirtti.
İlhan Ahmet, "33 milletvekili soru önergesiyle Batı Trakya Türklerini bölgede tehdit olarak görmüş, Türkiye'deki Ziraat Bankası'nı Gümülcine'de ve Atina'da bu çok önemli şube açma niyetini satın almayı bırakın sadece şube açmasını bile şiddetle kınamış. 'Karamanlis Batı Trakya'yı Türklere teslim ediyorsun' diyerek bizi rencide etmiştir" diye konuştu.
Yeni Demokrasi Partisi Rodop adayı Erdoğan Sait de "Bölgede sorunlarını bölge sorunlarını çok iyi tanıdığımız azınlık davamızda bir bayrak yarışı olduğunu her zaman savunanlardanız" dedi.
Yeni Demokrasi'nin İskeçe Adayı Yeni Demokrasi Partisi İskece adayı Orhan Hacı İbrahim ise, "Cemaat seçimlerinin yapılıp cemaat yönetimlerin halkın tercihleriyle getirilmesi gerekiyor. Ve bu sorunun çözülmesi gerekiyor. İşsizlik sorunu Batı Trakya Türkleri içinde oranı çok yüksek" diye konuştu.
Her genel seçim öncesi Türk azınlığın oylarına talip olan siyasi partiler, Batı Trakya'da yaşanan sorunlara ve haksızlıklara ne kadar sahip çıkacak, onu zaman gösterecek.

16 Temmuz 2007 Pazartesi